Bursa, Hayal Apartmanı


Mart sonu gibi yıllar sonra ilk kez geliyorum Yalova'nın köhne sokaklarına... Kan ter içinde, kanlı dizlerle büyüdüğüm bu sokağa... Ne çok değişmiş meğer buralar, rengi solmuş, apartmanlarla boğulmuş... Büyükler anlatırdı, eskiden denizmiş buralar. Sonraları doldurulmuş... Hep hayal ederdim, benim bisiklet sürdüğüm kaldırımlardan zamanında gemiler mi geçiyordu diye... Belki de geçiyordu, kim bilir. Denizin doldurulduğundan haberdardı herkes ama gemileri kimse bilmiyordu. Olsun, ben biliyordum ya...

Sokağa girince, sağdaki ilk binaydı evimiz. 
3 katlı, soluk bir sarıyı andıran, boynu bükük o bina. 
Hayal Apartmanı.
Evet, abartmıyorum.
Eş sesli konuşuyorum belki,

Ama kurmaca değil...

En üst katta oturuyorduk. Sokağa çıkarken ikişer üçer atladığım merdivenlerden çıkıyorum usul usul. Gözümdeki hatıralara takılmaktan korkup sarılıyorum korkuluklara... Apartmanın o kokusu... Hiç değişmemiş.
Beyaz kapı. Bembeyaz kapımızın oyma çizgileri vardı. Hala oymaları var ama beyazlığını kaybetmiş. Yer yer sararıp kirlenmiş... Grileşen tek yer sokaklar değildi yani.
Koridora açılan kapıdan içeri bakıyorum.
Her zil sesine heyecanla ''ben bakacağım'' diye koşan kendimi görüyorum, bana koşarken.
Dizlerini kırmış, elinde bulmacası bulmaca çözen annem ikili koltuğuna ilişmiş yine... 
Tam karşısındaki tekli koltukta yarı uyur maç izliyor hala babam...
''Ayhan geç oldu kıs şu televizyonun sesini'' diye giriyor arada annem araya...
Herkes yerli yerinde belli ki, çocukluğum gözlerini bana dikmiş...

Yatak odasının hemen yanındaki odaya çeviriyorum bakışlarımı. Odama... Kahverengi dolabım, beyaz bazam... Ve o pembeli perdem... Yatağın başında ağzına kadar oyuncak dolan kutuya bakıyorum gözlerim dolu dolu. Yatağıma bakıyorum, bebeklerin üstü örtülmüş, hemen yanlarına oyuncak biberonları bırakılmış. Benim işim bu, tanıyorum... Hatırlıyorum!

Mutfaktan gelen kokuyla mutfağa doğru ilerliyorum. Fırında meşhur portakallı, kakaolu kek pişiyor... Hemen yukarıda ocakta çay demini alıyor. Bardaklar özenle dizilmiş tepsiye, altlıklar yerini almış... Hemen yanına kaşıklar... Annem yapmış yine bu akşam yapacağını... Ah!

Salonun duvarları çarpıyor gözüme. Zamanında kahverengiye neden boyandığını bilmeyen ama bunu yapan bize bakıyorum, hala gülüyor muyuz acaba duvarların bu manasız rengine diye... Hala bakıp bakıp gülüyoruz, evet. Ama değiştirmek kimsenin aklına gelmiyor olmalı ki yıllardır aynı renkte kalmış. Kim bilir belki de akla gelmekten ziyade gülecek bir şeyler bırakmak istiyoruzdur arada... 
Kim bilir?
Biz biliriz...
Biliyoruz. 

Gülen yüzlerimizin ardına sıkışan kederi tanıyarak büyüyen ben, huzursuzluk depremlerinden sağ çıkmayı nasıl başardığımı hala unutmuş değilim. Hepimiz yaralı ama hepimiz hayatta kalarak bir güneş ışığı sızdırdık hayatımıza belki ama bu yaraların büyüyüp bizi bitirdiği kişiler de oldu aramızda... O yaralar hiç utanmadan arsız bir kasap kedisi gibi yayılırken hiç affetmedi yedi bitirdi koskoca bir bedeni ve ahiretin kapısına yolcu etti. Kimin gelip, kimlerin gittiğini biz hiç anlayamadık o zamanlar. Görünürde giden tek bir kişiydi oysa şimdi çok iyi biliyorum ki o gidiş her şeyin bitişiymiş...

Her pazar balık pişerdi bizim evde. Hiç istisnasız. Her pazar aç uyurdum... Annemin ekmeğin içine gömdüğü balığı limonlayarak ağzıma tıktığı o lokmanın tadından kurtulmak için saatlerce dişlerimi fırçaladığım akşamların gelişiydi pazar bende, bir de yetiştirilmesi gereken ödevlerin köprüden önceki son çıkış düdüğü demekti..


Kızartmazdık biz balıkları. Annem koktuğu için asla izin vermez, balığın tek yolu fırın derdi. Cumartesi gecesinden inerdi fırın o koskoca raflardan. Hazırlıklar bir gece öncesinden başlardı, düğün hazırlığı gibi...
Ve ben cumartesi daha çok yemek yemeye çalışırdım ertesi gün daha az acıkmak için...
Ama hep aç kalırdım.

Sahil pikniklerine giden, pazarları oralarda dolu dolu geçiren ailelerden değildik. Ama hiç piknik yapmadık da diyemem. Üçü beşi geçmez belki ama eğlendiğim, eğlenirken yorulduğum o akşamlara ait en net anım akşam eve dönerken bilerek açık bıraktığımız, hırsızlara ''biz evdeyiz'' imajı vermeyi hedeflediğimiz ışığın diğer tüm odaları aydınlatan o sessiz görüntüsü... Gerçekten inanmışlar mıdır hırsızlar, gerçekten bu ışığın camdan sızışını görüp geri dönmüşler midir hiç bilmiyorum ama ben bu fikrin alışkanlıklarından hala tam olarak kurtulamadım. Dışarı çıkarken ışıkları kapattım mı diye değil, açtım mı diye kontrol etmişliğim çoktur...

İs kokan saçlarımla uyumam yasaktı. Doğruca duşa gider, o suyun altında ruhumu uyuturdum. Öylesine yorulmuş, temiz havadan çarpılmış, topun peşinden koşan bacaklarımın ağrısından inler bir halde olurdum ki... Aksi hep imkansızdı. Ama itiraf edeyim en çok sevdiğim şey dışarıdan geldiğimde ellerimi yıkarken ellerimden akıp giden o simsiyah kir... O görüntüyü görmek için ellerimi saatlerce yıkardım, toprağa, topa, taşlara değen ellerimin arasından akan o çocukluğummuş aslında... 
Akmış gitmiş, aklanmış ellerimden...

Bir el dokunuyor omuzuma ben odaların arasında çocukluğumla dolaşırken. 
Gitme vakti...
Uzun uzun bakıyorum etrafa.
Duvarlara asılmış anlamsız portrelere...
Dolapların üstünde havası inmiş toplarıma...
Boynu bükük fırına, acısından yanıp buhara dönmüş çay suyuna...
Buz kesmiş odama, siyaha çalmış karanlık salona...
Kimsesizleşen, yabancılaşan, sımsıcak duvarların yerini buz kesen bir köhne soğukluğuna bakıyorum derin derin...
Neredeyiz, nerelerdeyiz diye?
Her kaderin bambaşka yollarda nasıl sonsuzluğa karıştığını anımsıyorum sık sık bu aralar.
Hiç bir gidişin ardında hayra yorulacak bir alamet yoktu esasen.
Hep bir karanlık bölmüştü bu arayı.
Fitne giren, fesat giren, bizi bize bırakmayan bir kalbi kırık kaderin parçasıydık.
Dağıldık...
Varken yok olduk.
Kimimiz sonsuzluğu seçti, gitti.
Kimimiz, daha doğrusu hayatta tek kalan ben ise hayata tutunmak üzere çıktım yola.
Yarım kalan, gözyaşıyla başka baharlara bırakılan çok hayalim oldu ama bir şeyi adımdan daha iyi biliyorum ki bir evden bir anne göçüp gittiği zaman...
Ne o insanlar aile oluyor, ne de o ev ev olarak kalmaya devam ediyor...
Boynu bükük babanın kederinden toprağı öperken toprak olduğunu gördüğümden beridir sevginin kutsallığına sessizce ''amin'' diyorum.
Ölüm bile ayıramıyor, ölüm bile bazen birleştirip kavuşturuyor sevenleri demek ki...
Sevenleri...
Uzunca bakıyorum.
Ve unuttuğum bir şeyi almak için elimi uzatıyorum, 

Tutuyorum çocukluğumun elinden ve çıkıp gidiyorum anılarda unuttuğum çocukluğumla birlikte...
Sonsuza dek...

8 yorum


  1. Biraz hüzün koksa da
    güzel anılar birikmiş.Gidenlere rahmet olsun...

    YanıtlaSil
  2. Yazın beni benden aldı.. Gözlerimde canlandı her bir cümlen.. Yine her bir cümlen kalbime dokundu.. Sen çok güçlü bir insansın. Bunu demiştim diye hatırlıyorum önceden de.. Seviyorum seni, kendine çok dikkat et!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel arkadaşım. Herkes güçlüdür aslında, gücü fark etmek mühim olan... Evet, söylemiştin :) Ben de seni seviyorum, selamlar!

      Sil
  3. Ne kadar güzel bir yazı
    Etkileyici
    Gözümde canlandı yazdıkların hele de şu cümleyi çok sevdim
    “ o suyun altında ruhumu uyuturdum“
    Çocukluk anıları unutulmaz iz bırakır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Mavianne, genel olarak kıymetli yaklaşımlarınız beni çok mutlu ediyor. Selamlar.

      Sil
  4. Allah rahmet eylesin... Okurken çok hüzünlendim kendi çocukluk anılarıma götürdü beni yazınız. Şu anlarımız ne kadar kıymetli her anımız ne kadar değerli ilerde hepsi anılarımıza dönüşecekler :)

    YanıtlaSil
  5. Çok etkilendim. Ölenlere Allah rahmet eylesin.

    YanıtlaSil

Yorum Kuralları:
1. ''Lütfen siyasi, ırkçı, ötekileştiren'' yorumlardan sakınınız. Bu yorumlar yayınlanmayacaktır.
2. Yaptığınız her yorum şahsım adına çok değerlidir. Sizden gelecek olumlu ve olumsuz tüm yorumlar benim kendimi geliştirmeme fayda sağlayacaktır.
3.''Telefon numarası, reklam amaçlı URL paylaşımı içeren yorumlar'' yayınlanmayacaktır. Lütfen yorum bölümüne reklam, tanıtım linki bırakmayınız.
4.Öneri, şikayet ve görüşleriniz için ''efsunvari@gmail.com'' mail adresinden ulaşabilir yahut sitede bulunan İletişim formunu doldurarak mesajınızı iletebilirsiniz.